43,2704$% -0.03
50,4382€% 0.46
58,1715£% 0.43
6.504,66%2,04
10.721,00%1,62
42.753,00%1,62
4.674,75%2,04
12.747,88%0,63
4026625฿%-2.24845
Hamd; Rahman ve Rahim, din gününün maliki, âlemlerin rabbi Allah’a özgü bir övgüdür. Sözlükte “iyilik, güzellik, üstünlük ve erdemlilikle niteleme, övme” manasına gelir. Hem zikir, hem tesbih, hem de duadır. Rıza, minnet, muhabbet, tevekkül ve tazim içerir. Şükür, medih ve sena kelimeleriyle eş anlamlı sayılır.
Şükür, medih ve sena bir iyiliğe, fazilete, nimete mebnidir. Allah dışında varlıklar için de olabilmektedir. Dolayısıyla yanlış ve hataya da meyyaldir. Oysa hamd, bütün bunlardan bağımsız, yalnız Allah (cc) için ve daimidir.
Merhum müfessir Sabuni hamdle ilgili şöyle demektedir: “Sevgi ile birlikte, tazim ve saygı göstererek, güzellikle övmektir. Hamd; zemmin zıddı olup, şükürden daha umumi bir mana ifade eder. Çünkü şükür, nimet karşılığı olur, hamd böyle değildir.”(*)

Arapça hamide kökünden masdar olan hamd, isim makamında da kullanılmaktadır. Aynı kökten türetilmiş Ahmet, Mahmut, Muhammed, Hamid, Hamdi gibi isimler Türkçemizi güzelleştirmektedir.
Esma-ül Hüsna’dan el-Hamîd; şükre ve teşekküre gerçekten layık olan; bütün varlığın diliyle övülen demektir.
Eskiler Elhamdülillâh cümlesini ‘hamdele’ olarak kısaltılmışlardır. Arapların Naht dediği bu yöntemle bazı cümlelerin ilk iki yahut daha fazla harfi alınarak yeni bir kelime oluşturulur; ‘besmele’ ve ‘salvele’ bu kabildendir.
Kur’an’da Allah’a nispet edilen hamd kelimesi kırk bir farklı ayette, kırk üç defa zikredilmektedir. Yirmi üç yerde kelime “el-hamdü lillâh”, yedi kez de “el-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn” olarak tekrarlanmaktadır. Kâinatı yaratan, yöneten, her türlü tasarrufu elinde tutan, mahlûkatın rızkını, ecelini, kaderini gözeten Allaha hamdolsun manasında, Kuranın bize öğrettiği bir zikirdir.
“Yedi (kat) gök, yer ve onların içindekiler O’nu tesbih eder. O’nu, hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat (siz) onların tesbihlerini anlayamazsınız. Doğrusu O, Halîm’dir (cezaya acele etmez ve) çok bağışlayıcıdır.”(17/ 44)
Hamd; dünyada bütün mahlûkatın zikri ve yalnızca Allah için olduğu gibi, Ahirette de sadece onadır.
“Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar(ın tamamı) kendisinin olan Allah içindir. Âhirette de hamd, ancak O’nadır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.”(34/1)
Cennet ehlinin dualarının, tesbih ve selamlarının mührü de hamd iledir.
“Onların oradaki duaları Sübhâneke’llâhümme (Allahım! Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz) demeleridir. Orada (birbirine iyilik) temennileri “selâm” ve dualarının sonu da, Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn (Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun) demeleridir.” (10/10)
Kuran-ı Kerim başlı başına hamddir. İnsanlığın en büyük hamd vesilesidir. Bize hamdin gereğini, nasıl yapılacağını ve en güzel şeklini göstermektedir.
Kuranın ahkâmını, ahlakını, maksat ve muradını en iyi anlayan, en fasih şekilde aktaran peygamber efendimizin her hutbesinin başı, her duasının özü, her sohbetinin sonu hamd ile tamamlanmaktadır.
Ebû Hâcer Besyûnî Mevsûʿatü Eṭrâfi’l-Hadîs eserinde Resul-i Ekrem’e atfedilen “el-hamdü lillâh” diye başlayan cümlelerin sayısının 250’yi bulduğunu tespit etmiştir.(**)
“Rabbim! Zâtının azamet ve saltanatının büyüklüğünün gerektirdiği gibi yalnız Sana hamd ederim.”(İbn Mâce, Taberânî)
Âlemlerin efendisi peygamberimiz bu vaadini son demine kadar, her nefeste, her adımda, her anında, diliyle, haliyle bi hakkın yerine getirmiştir. Allah’ın hepsinden razı olduğu, asr-ı saadetli sahabe efendilerimiz de buna şahidlik edip, bizlere ulaşmasına köprü olmuşlardır.
Gündelik hayatımızın ve ibadetlerimizin her safhasında; bazen zikir olarak, bazen şükür olarak, bazen de dua olarak hamdele hep vardır. Sevdiklerimizle karşılaştığımızda nezaketen sorduğumuz ilk sorunun cevabı; hamdolsun, elhamdülillahtır.
Her hayırlı işin betiminde, yolculukların nihayetinde, yemekten sonra ve aksırınca hamd etmek, sünnet menşeli güzel adetlerdir.
Beş vakit namazda kırk kez okuduğumuz Fatihalarla hamd ederiz. Her Kuran tilavetine, dualarımızın akabine ekler, kabir ziyaretlerimizde sevdiklerimizi onunla selamlarız.
Dört mezhepte farz olan, Cuma Namazının sıhhat şartlarından hutbenin iki bölümü de hamd cümleleriyle başlar.
Sübhâneke, rükûdan kalkınca yapılan dua, namaz tesbihatı, hac ve umre ibadetlerinde getirilen telbiyeler, bayramlarda getirilen tekbirler hepsi birer tahmiddir.
Allah rasulü(sav), namazdan sonra ve geceleyin yatmadan önce otuz üçer defa sübhânallah, elhamdülillâh, Allah-ü Ekber demeyi tavsiye etmiştir. (Tirmizî)
Bunların tamamı peygamber efendimizin mirası, tertemiz sünnetidir. Bu terbiye ile büyümek, bu kültüre bezenmek her şeyden önce bizi zarif, nazik, kibar bir insan, latif bir Müslüman yapar.
“Yarattıklarının sayısınca Allah’a hamd ederim.
Yarattıklarının dolusunca Allah’a hamd ederim.
Göklerdeki ve yerdekilerin sayısınca Allah’a hamd ederim.
Göklerdeki ve yerdekiler dolusunca Allah’a hamd ederim.
Kitabının saydıklarının sayısınca Allah’a hamd ederim.
Kitabının saydıklarının dolusunca Allah’a hamd ederim.
Her şeyin sayısınca Allah’a hamd ederim.
Her şeyin dolusunca Allah’a hamd ederim.
Bir o kadar da Sübhânallah der, Allah’ı tesbih ederim.”
(A. b. Hanbel, Nesâî, Taberânî)
Kur’an-ı Kerim’in ilk ayetlerinde hem besmelede, hem hamdelede Rahman ve Rahim isimlerinin peş peşe, tekraren zikredilmiş olması, bilvesile her ibadet, duaya koşulması, hikmeti Allah-u a’lem ancak gönlüme şöyle düşüyor; rabbim bu isimlerle anılmayı daha çok seviyor.
Bir de dost meclislerinde sıkça duyduğumuz bir cümle var; ‘o kadar çok şey var ki hamd etmemiz gereken’, sanki daha da çok etmememiz gereken şeyler varmış gibi haşa.
Bu enformatik cehalet ve kirlenmiş azalarımızla hangi nimete kifayet eder hamdimiz ve şükrümüz?
Ve ahiri da’vana eni-l hamdü lillahi rabbi-l âlemin.
(*)Safvetü’t Tefasir/ Muhammed Ali Es-Sabuni/ Fatiha Tefsiri
(**)Mevsuatu etrafi’l-hadis / es Said Besyuni Zağlul Muhammed
Gençler Çöküyor, Toplum Susuyor
1
ZAMANA USULCA SELAM
2
Vekil Oldu, Halkı Unuttu!
3
Sükût-i Yâr/AYŞE NUR İSMAİL
4
Sağduyunun Zaferi: Terörsüz Türkiye
5
Ölümün Sesi
6
Tevâfuk🌹”Ayşe Nur İsmail.”
8
Bu Gidiş Nereye? Ayşe Nur İsmail